İlk kitabını yayımlatmak isteyen hemen herkesin zihninde benzer sorular dolaşır:
Bir yayınevi beni ciddiye alır mı?
Kitap bastırmak için yayınevi şart mı?
Kitap yazdım, hangi yayınevine göndermeliyim?
Kitap bastırırken editör gerekli mi?
Baskı ücreti isteyen yayınevleri güvenilir mi?
Pek çok yazar henüz dosyasını bitirmeden yayınevi kapılarının açılmayacağını, reddedilme ihtimalini, piyasadaki kalabalığı, maliyetleri ve tanınmayan bir isim olmanın ağırlığını düşünmeye başlar. Bu gerilim yersiz sayılmaz, evet ilk kitap biraz daha zorlayıcıdır, üstelik yazar için ekstradan gerginlik yaratan önemli bir eşiktir de.
Sürecin zorluğunu romantize etmeye gerek yok. Yayınevleri her yıl çok sayıda dosya alır. Editörlerin zamanı sınırlıdır. Yayın programları aylar öncesinden dolar. Bir kitabın basılması, yalnızca metnin beğenilmesiyle ilerlemez; editörlük, tasarım, baskı, dağıtım, tanıtım ve satış gibi pek çok aşama birlikte düşünülür. Bu yüzden ilk kitabını yayımlatmak isteyen bir yazarın karşılaştığı engel çoğu zaman tek bir eşikle sınırlı kalmaz; dosyanın niteliği, türü, yayınevinin yayın çizgisi, okurla kuracağı bağ, hem yazarın hem de yayınevinin kitabı nasıl ele alacağı birlikte değerlendirilir.
Yine de bu tablo, yeni yazar için umutsuz bir manzara anlamına gelmez. İlk kitabı yayımlatmak zor olabilir; fakat bu zorluk çoğu zaman sanıldığı kadar gizemli, kapalı ya da yalnızca “referans” üzerinden işleyen bir süreçten kaynaklanmaz. Asıl mesele, dosyanın gerçekten yayımlanmaya hazır olup olmadığını görebilmek, onu doğru yayınevine doğru biçimde sunabilmek ve süreci kişisel bir değer yargısı gibi okumadan ilerleyebilmektir.
İlk Kitabını Yayımlatmak · Zorluk nerede başlar?
İlk kitabını yayımlatmak isteyen birçok yazar, sürecin en zor kısmının yayınevine ulaşmak olduğunu düşünür. Oysa yayınevine dosya göndermek işin görünür tarafıdır. Daha derindeki soru şudur: Dosya yayınevine gitmeye hazır mı?
Bir fikir heyecan verici olabilir. Bir hayat hikâyesi etkileyici olabilir. Bir romanın çıkış noktası güçlü olabilir. Bir kurgu dışı kitabın konusu güncel, gerekli ve önemli olabilir. Fakat yayınevinin önüne gelen şey yalnızca fikir değildir. Orada bir dosya vardır. O dosyanın dili, yapısı, ritmi, tür içindeki yeri, okura ne söylediği, nasıl açıldığı, nasıl ilerlediği ve nereye bağlandığı önemlidir.
Yeni yazar çoğu zaman fikrine çok yakındır. Bu yakınlık doğal olarak metne karşı kör noktalar yaratır. Yazar kendi karakterinin neden öyle davrandığını bildiğini sanır ama okur bunu sayfada göremeyebilir. Kendi düşüncesinin çok açık olduğunu hisseder ama kurgu dışı metnin içinde ana fikir dağılmış olabilir. Kendi yaşadığı olayın başlı başına etkileyici olduğunu düşünür ama anı ya da biyografi türünde kişisel hikâyenin okura hangi anlamı taşıdığı yeterince kurulmamış olabilir.
Yayınevleri yeni yazarlara kapalı mı?
Bu soru çok sorulur. Cevabı tek kelimeyle verilemez. Büyük yayınevleri doğal olarak daha seçicidir, artık günümüz ekonomik gerçekliğini de göz önüne alırsak eskisinden daha da seçici diyebiliriz. Çünkü her kitap onlar için zaman, bütçe, emek ve risk anlamına gelir. Tanınmış yazarlar, güçlü satış geçmişi olan isimler ya da gündemle doğrudan temas eden dosyalar yayın programında daha hızlı yer bulabilir. Bu, yayıncılığın ticari gerçeklerinden biridir.
Fakat yeni yazarların hiç şansı yoktur demek de doğru olmaz. Yayıncılık dünyası yeni sese, özgün bakışa, iyi kurulmuş hikâyeye, güçlü bir kurgu dışı fikre her zaman ihtiyaç duyar. Bir yayınevinin yeni bir yazarı değerlendirmesi için dosyada belli bir olgunluk görmesi gerekir. Metin editöryal açıdan çok fazla iş istiyorsa, türü belirsizse, hedef okuru tanımlanamıyorsa ya da benzerlerinden ayrışmıyorsa, dosyanın kabul edilmesi zorlaşır.
Bu yüzden yeni yazar için asıl soru “Yayınevleri beni ister mi?” sorusundan önce gelir: “Ben dosyamı yayınevinin görebileceği açıklıkta, bütünsellikte ve profesyonellikte hazırladım mı?”
Yeni yazarların dosya gönderirken yaptığı hatalar
İlk hata, dosyayı erken göndermektir. Bir metni bitirmek, onun hazır olduğu anlamına gelmez. İlk taslak çoğu zaman yazarın elindeki malzemeyi görmesini sağlar. Asıl çalışma, o malzemeye yeniden bakınca başlar. Fazlalıklar ayıklanır, boşluklar görülür, zayıf yerler güçlendirilir, anlatının ritmi yeniden kurulur.
İkinci hata, yayınevine yalnızca dosya göndermektir. Dosyanın yanında kısa, temiz ve profesyonel bir başvuru metni gerekir. Yazar kendini uzun uzun anlatmak zorunda değildir; fakat kitabın türünü, ana fikrini, hedef okurunu ve neden o yayınevine uygun olabileceğini açık biçimde söylemelidir.
Üçüncü hata, her yayınevine aynı dosyayı aynı metinle göndermektir. Her yayınevinin bir yayın çizgisi vardır. Kimi edebiyata, kimi akademik nitelikli kurgu dışı kitaplara, kimi popüler psikolojiye, kimi çocuk kitaplarına, kimi kişisel gelişim alanına ağırlık verir. Dosya gönderilecek yayınevinin kataloğu incelenmeden yapılan başvurular çoğu zaman hatalıdır.
Dördüncü hata, ret cevabını kişisel bir değersizlik gibi okumaktır. Bir dosyanın reddedilmesi, yazarın yeteneksiz olduğu anlamına gelmez. Metin o yayınevinin programına uymamış olabilir. Yayın takvimi dolu olabilir. Benzer bir kitap yakın zamanda yayımlanmış olabilir. Dosya güçlü bir fikre sahip olmasına rağmen editöryal açıdan henüz olgunlaşmamış görülebilir.
Beşinci hata, profesyonel değerlendirmeden kaçınmaktır. Yazar kendi metnine en yakın kişidir; bu yakınlık bazen en büyük perdedir. Dışarıdan bakan deneyimli bir göz, metnin nerede dağıldığını, hangi karakterin zayıf kaldığını, hangi bölümün tekrar ettiğini, hangi fikrin yeterince açılmadığını daha net görebilir. Bu, metnin ruhunu bozmak için yapılan bir müdahale sayılmaz; dosyanın içeriğinin olgunlaşması için yapılan bir hazırlıktır.
Ret cevabı ne anlatır?
Ret cevabı çoğu zaman sessizdir. Bazen standart bir e-posta gelir, bazen hiç dönüş olmaz. Yeni yazar için bu belirsizlik yıpratıcıdır. Çünkü insan metnini gönderdiğinde yalnızca bir dosya göndermiş gibi hissetmez; emeğini, hayalini, kendini de o e-postaya eklemiş gibi olur.
Bir yayınevinin “hayır” demesi, metnin hiçbir yerde karşılık bulamayacağı anlamına gelmez. Aynı dosya başka bir yayınevinin çizgisine daha uygun olabilir. Metin biraz çalışıldıktan sonra çok daha güçlü hâle gelebilir. Bazen de dosya gerçekten yeniden düşünülmelidir. Yazar için en değerli beceri, hayır yanıtını ne kişisel bir yara hâline getirmek ne de tamamen önemsiz saymaktır. Bu soğukkanlı biçimde okunması gereken bir bilgidir.
Şu soru çoğu zaman daha verimlidir: “Bu ret bana metnim hakkında ne düşündürmeli?” Eğer farklı yayınevlerinden sürekli dönüş alınamıyorsa, dosyanın sunumu, tür konumlandırması, ilk bölümleri ya da genel bütünlüğü yeniden değerlendirilmelidir.
Geleneksel yayıncılık tek yol mu?
İlk kitabını yayımlatmak isteyen yazarın önünde farklı yollar vardır. Geleneksel yayınevi süreci, editöryal süreç, marka güveni, dağıtım ve görünürlük açısından önemli avantajlar sunar. Fakat seçici bir yapısı vardır ve süreç uzun sürebilir.
Ücretli yayıncılıkta yazar kitabın basımı için ödeme yapar. Bu modelde dikkatli olmak gerekir; çünkü her ücretli yayıncılık hizmeti aynı kaliteyi sunmaz. Yazar sözleşmeyi, dağıtım koşullarını, editörlük hizmetinin kapsamını, baskı adedini, telif yapısını ve tanıtım vaatlerini dikkatle incelemelidir.
Bağımsız yayıncılık ise yazara daha fazla kontrol verir. Fakat kontrol arttıkça sorumluluk da artar. Editörlük, kapak, mizanpaj, satış kanalları, tanıtım, sosyal medya ve okur ilişkisi büyük ölçüde yazarın omzuna biner. Bu yol özgürleştirici olabilir; fakat iyi planlanmadığında dosya kaybolabilir.
Bu nedenle mesele yalnızca “kitabı bastırmak” değildir. Mesele, kitabın hangi yolla okura ulaşacağını bilinçli biçimde seçmektir.
Peki gerçekten zor mu?
Evet, ilk kitabını yayımlatmak zordur. Çünkü yayıncılık seçici bir alandır. Çünkü her metin kitaplaşmaya hazır değildir. Çünkü iyi fikir ile güçlü dosya arasında uzun bir mesafe vardır. Çünkü yazarın kendi metnine hem tutkuyla bağlanması hem de gerektiğinde acımasız bir açıklıkla bakması gerekir.
Fakat bu zorluk aşılmaz bir duvar gibi düşünülmemeli. Daha çok bir olgunlaşma süreci gibi görülmelidir ve profesyonel bir yazar koçu ve editörle adım adım planlanmalıdır.


